Trafik kazaları yalnızca demirin bükülmesi değildir.
Bazen bir kavşakta yapılan tek bir hata; bir insanın kemiğine platin, hayatına korku, ailesine yıllarca sürecek ekonomik yük bırakır.
Üstelik çoğu zaman vatandaş şunu düşünür:
“Kazayı ben yapmadım ki, neden ben de sorumluyum?”
İşte tam burada Türk Hukuku devreye girer.
Çünkü trafik kazalarında sorumluluk yalnızca direksiyon başındaki kişiye ait değildir.
Bazı dosyalarda;
sürücü,
araç sahibi,
işleten,
sigorta şirketi
aynı anda sorumlu tutulabilir.
Ve bazen ruhsatta adı yazan kişi, direksiyonda olmasa bile milyonluk tazminatlarla karşı karşıya kalabilir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafik kazalarında başlıca sorumlular şunlardır:
Araç sürücüsü
Araç sahibi
Araç işleteni
Zorunlu trafik sigortası şirketi
Özellikle KTK m.85 hükmü uygulamanın bel kemiğidir.
Kanuna göre:
“Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni doğan zarardan sorumludur.”
Bu sistem kusurdan çok “tehlike sorumluluğu” mantığına dayanır.
Yani hukuk bazen şunu söyler:
“O aracı trafiğe çıkarıyorsan, onun doğuracağı riskin de sorumluluğunu taşırsın.”
Kazaya fiilen sebep olan kişi sürücüdür.
Örneğin:
alkollü araç kullanılması,
kırmızı ışık ihlali,
aşırı hız,
“YOL VER” levhasına rağmen kavşağa giriş,
hatalı sollama
gibi davranışlar sürücünün kusurunu oluşturur.
Sürücü;
maddi tazminattan,
manevi tazminattan,
ceza sorumluluğundan
şahsen sorumlu olur.
Özellikle alkollü sürüş halinde mahkemeler çok daha ağır değerlendirme yapmaktadır.
Çünkü alkol bazen yalnızca refleksi değil, vicdanı da bulanıklaştırır.
Uygulamadaki en önemli konulardan biri budur.
Çünkü:
“Araç benim ama kazayı ben yapmadım.”
savunması her zaman kurtarıcı olmaz.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre trafik sicilinde malik görünen kişi, kural olarak araç işleteni kabul edilir.
Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/379 kararında;
“Trafik sicilinde malik görünen kişi karine olarak işleten sayılır.”
denilmiştir.
Bunun nedeni çok nettir:
Zarar görenin, kimin sorumlu olduğunu hızlıca belirleyebilmesi.
Ancak bu karine kesin değildir.
Araç sahibi;
araç üzerinde fiili hakimiyetinin bulunmadığını,
ekonomik yararlanmanın başka kişide olduğunu,
aracın başka biri tarafından kendi hesabına işletildiğini
ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir.
KTK’ya göre işleten;
araç üzerinde fiili hakimiyeti bulunan,
araçtan ekonomik yarar sağlayan,
aracın riskini üstlenen
kişidir.
Bu nedenle her araç sahibi işleten olmayabilir.
Örneğin:
uzun süreli kiralama,
ticari kullanım,
şirket araçları,
filo araçları
durumlarında fiili kullanım ve ekonomik yarar başkasına geçmiş olabilir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2017/820 kararında;
uzun süreli kullanım, fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanmanın birlikte bulunması halinde gerçek işletenin farklı kişi olabileceği açıkça belirtilmiştir.
Yani hukuk yalnızca ruhsata değil, hayatın gerçek akışına da bakar.
Zorunlu trafik sigortası (ZMSS), belirli limitler dahilinde zararı karşılamak zorundadır.
Sigorta şirketinden genellikle;
tedavi giderleri,
geçici iş göremezlik,
kalıcı maluliyet,
bakıcı gideri,
destekten yoksun kalma,
araç değer kaybı
talep edilebilir.
Ancak her zarar sigorta kapsamında değildir.
Örneğin çoğu durumda;
manevi tazminat,
araç mahrumiyet zararı
doğrudan sürücü ve işleten/araç sahibinden talep edilir.
En çok sorulan sorulardan biri şudur:
“Manevi tazminat neye göre belirleniyor?”
Türk Borçlar Kanunu m.56’ya göre hakim;
olayın ağırlığını,
kusur oranını,
tarafların ekonomik durumunu,
yaralanmanın niteliğini,
mağdurun yaşadığı acıyı
dikkate alarak hakkaniyete uygun bir miktar belirler.
Yargıtay kararları da bu konuda önemli ölçütler koymaktadır.
Örneğin:
%100 kusurlu sürücü nedeniyle meydana gelen yaralamalı trafik kazasında 10.000 TL manevi tazminat uygun bulunmuştur (Yargıtay 17. HD – 2016/575).
Trafik kazası nedeniyle bacağı kesilen ve %47 malul kalan 19 yaşındaki mağdur lehine hükmedilen 80.000 TL manevi tazminat yerinde görülmüştür (YHGK – 2013/201).
Ölümlü trafik kazasında anne ve babaya ayrı ayrı 15.000 TL manevi tazminat verilmesi “çok düşük” bulunarak karar bozulmuştur (Yargıtay 17. HD – 2015/10507).
Kazada ölen baba nedeniyle eş ve çocuklara verilen toplam 16.000 TL manevi tazminatın da yetersiz olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 17. HD – 2017/189).
Yargıtay’ın yaklaşımı nettir:
Manevi tazminat zenginleşme aracı değildir.
Ama mağdurun acısını hafifletecek gerçek bir etki de yaratmalıdır.
Çünkü bazen mahkeme kararındaki rakam yalnızca para değildir;
yaşanan acının hukuk düzenince ciddiye alındığının ifadesidir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2017/1192 sayılı kararında;
aynı kazada hem ölüm hem yaralanma meydana gelmesi halinde manevi zararların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Örneğin;
anne oğlunu kaybetmiş,
aynı kazada kızı da yaralanmışsa,
hakim her olay için ayrı manevi zarar değerlendirmesi yapmak zorundadır.
Çünkü hukuk acıyı matematik gibi toplamaz.
Her kaybın kendi ağırlığı vardır.
Uygulamada sık yapılan büyük hata şudur:
“Ev hanımı çalışmıyor, zarar oluşmaz.”
Hayır.
Yargıtay’a göre ev hanımının emeği ekonomik değerdir.
Bu nedenle:
geçici iş göremezlik,
kalıcı maluliyet,
bakıcı gideri,
destekten yoksun kalma
hesaplarında asgari ücret esas alınabilir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2016/9420 E., 2019/3455 K. sayılı kararında;
ev hanımının ekonomik değeri olan yaşamsal faaliyet yürüttüğü açıkça kabul edilmiştir.
Çünkü ev dediğimiz yer çoğu zaman görünmeyen emeğin fabrikasıdır.
Birçok kişi yıllarca bekledikten sonra dava açmaya çalışıyor.
Ama hukuk bazen geç kalanı affetmez.
KTK m.109’a göre trafik kazalarında genel zamanaşımı süresi 2 yıldır.
Ancak olay aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır.
İşte kritik nokta budur.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2016/5493 kararında;
tek taraflı kazada dahi olayın “trafik güvenliğini tehlikeye sokma” suçunu oluşturması nedeniyle 8 yıllık ceza zamanaşımının uygulanacağı belirtilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/705 sayılı kararında ise;
Ceza zamanaşımının uygulanması için mutlaka mahkumiyet kararı gerekmediği,
eylemin suç niteliğinde olmasının yeterli olduğu
açıkça vurgulanmıştır.
Yine Yargıtay 17. HD’nin 2016/375 kararında;
ölümlü trafik kazalarında TCK m.85 kapsamında 15 yıllık ceza zamanaşımının uygulanabileceği belirtilmiştir.
Bu nedenle trafik kazalarında:
sigorta başvurusu,
arabuluculuk,
ceza dosyası,
zamanaşımı hesapları
mutlaka profesyonel şekilde takip edilmelidir.
Trafik kazaları yalnızca “kaza” değildir.
Aynı zamanda:
ceza hukuku,
sigorta hukuku,
tazminat hukuku,
aktüerya hesapları,
maluliyet değerlendirmeleri
içeren teknik uyuşmazlıklardır.
Bu nedenle;
sürücünün,
araç sahibinin,
işletenin,
sigorta şirketinin
sorumluluğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Çünkü bazen direksiyondaki kişi tek başına sorumlu değildir.
Ve bazen bir aracın anahtarı, sahibine sandığından çok daha ağır bir hukuki sorumluluk yükler.
Trafik kazalarından kaynaklanan;
maddi tazminat,
manevi tazminat,
değer kaybı,
araç mahrumiyet zararı,
maluliyet tazminatı,
sigorta başvuruları,
işleten ve araç sahibi sorumluluğu
konularında profesyonel hukuki destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.