Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkı,
tarafların iddia ve savunmalarını etkin şekilde sunabilmelerini ve delillerinin
layıkıyla incelenmesini güvence altına alır. Özellikle bir davada ileri sürülen
belgenin sahte olduğu şüphesi, adil yargılanmanın tam anlamıyla
sağlanabilmesi için ciddiyetle ele alınmalıdır. Mahkeme, böyle bir iddia
karşısında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla gerekli
araştırmayı yapmakla yükümlüdür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, imzalı
bir belgenin hileli şekilde doldurulduğu veya sahte olarak düzenlendiği iddiasında,
iddia sahibine bunu her türlü delille ispatlama imkânı tanınması
gerektiğini vurgulamıştır[1].
Bu kararda, bir sözleşme ilişkisine değil haksız fiil niteliğine dayanan
sahtecilik iddiasında, iddia sahibinden yazılı belgeyle ispat koşulunu yerine getirmesini
beklemenin hukuken mümkün olmadığı ifade edilmiştir[2].
Dolayısıyla mahkeme, sahtecilik iddiası halinde tarafların sunduğu tüm
delilleri toplamalı ve incelemelidir[1].
Aksi takdirde, tarafların hukukî dinlenilme hakkı zedelenmiş olur.
Adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, taraflar delillerini
sunma ve inceletme fırsatına eşit biçimde sahip olmalıdır[3].
Bu bağlamda, dava sonucunu etkileyebilecek bir belgenin gerçek olup olmadığının
araştırılması, adil yargılamanın en önemli gereklerinden biridir.
Mahkemenin, sahte olduğu ileri sürülen bir belgeyi sorgulamadan hükme esas
alması, yargılamanın hakkaniyetini ihlal edecektir. Uygulamada da Yargıtay,
belgede sahtecilik iddialarının titizlikle incelenmemesini bozma nedeni
yapmaktadır. Örneğin, mahkemece çelişkili bilirkişi raporlarına dayalı olarak
imzanın sahte olmadığına karar verilmesi yerine, yeniden rapor aldırarak
şüphenin giderilmesi gerektiği belirtilmiştir[4][5].
Kısacası, belgenin sahteliğinin araştırılması, adil yargılanma hakkının
sağlanması bakımından temel bir unsur kabul edilmektedir.
Belgenin
sahteliği, özellikle resmî belge niteliğindeki
evrak söz konusuysa, yalnızca tarafların özel menfaatini değil aynı zamanda kamu
düzenini de ilgilendirir. Ceza hukuku doktrinine göre resmî belgede
sahtecilik suçu, “kamu güvenine karşı suçlar” başlığı altında
düzenlenmiştir ve bu suçta korunan hukukî değer kamu güvenidir[6].
Toplumu oluşturan bireylerin resmî belgelere duyduğu güvenin sarsılması, tüm
toplumun zarar görmesi anlamına gelir; bu sebeple resmî belgede sahtecilik
suçunun mağduru toplum (kamu) olarak kabul edilir[6].
Yani, bir resmî belgenin gerçek dışı olması, yalnız ilgili davanın taraflarını
değil, kamunun belgeye itimadını da ilgilendirir. Bu nedenle, davada ileri
sürülen sahtecilik iddiası kamusal bir nitelik taşır ve hakim tarafından
re’sen dikkate alınması gereken bir husus olarak değerlendirilir.
Noterlik hukuku açısından da benzer biçimde,
noterler tarafından düzenlenen belgelerin güvenilirliği kamu düzeniyle yakından
ilişkilidir. Noterler, kanunen hukuki güvenliği sağlamak üzere işlemleri
belgelendiren ve adalete yardımcı kamu görevlileridir[7].
Noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılan işlemler resmî belge sayılır
ve medeni usul hukukunda kesin delil niteliğine sahiptir[8].
Nitekim Noterlik Kanunu m.82 uyarınca, noterler tarafından düzenlenen işlemler “sahteliği
sabit oluncaya kadar geçerli” kabul edilir[9]. Bu
da, böyle bir belgenin içerdiği hususların, ancak sahteliği ispatlandığı
takdirde değerini yitireceği anlamına gelir. Doktrinde de noter senetlerinin sahtelik
ispatı yoluyla kesin delil kuvvetini kaybedeceği ifade edilmiştir[10].
Sonuç olarak, noterlikçe düzenlenmiş bir belgenin sahte olması, sadece ilgili
kişiler arasındaki bir hile değil, aynı zamanda kamu otoritesinin güvencesi
altındaki belgelere duyulan güveni de zedeleyen bir durumdur[11][6].
İdare hukuku ve kamu düzeni perspektifinden
bakıldığında, resmî belgelerde sahtecilik, idarenin işlemlerinin hukukiliğini
de etkileyebilir. Kamu kurumlarınca düzenlenen veya işlemlere esas alınan
belgelerin sahte olması, o belgeye dayalı idarî işlemi baştan sakat hale
getirebilir. Örneğin, sahte belgelere dayanarak yapılan taşınmaz devir
tescilleri hukuken geçerli sayılmamaktadır. Usulüne uygun, hukuka uygun
belgeye dayanmadan yapılan tapu tescilleri “yolsuz tescil” olarak nitelenir ve
gerçek hak sahibi tarafından açılacak davayla her zaman iptal edilebilir[12]. Bu
durum, sahte belgelerin kamu düzenine aykırılığını gösterir. İdare, kamu
hizmetlerinde sahte belgenin kullanılmasını engellemek ve tespit edildiğinde
gereğini yapmak zorundadır. Nitekim kamu ihale hukukunda da sahte belge
kullanımı, ihale yasağı ve cezaî soruşturma sebebi sayılarak kamusal düzene
aykırı görülmüştür. Tüm bu yönler, belgenin sahteliği meselesinin
bireysel bir uyuşmazlık olmanın ötesinde kamusal önemi haiz olduğunu ortaya
koymaktadır.
Belgenin
niteliği (resmî veya özel belge oluşu), sahtecilik iddiasının hukukî sonuçları
ve yargılama usulü bakımından farklılıklar doğurur. Her iki versiyon aşağıda
ayrı ayrı değerlendirilmiştir:
Sonuç
olarak, davada dayanılan belgenin sahte olup olmadığı
gerek resmî belge gerek özel belge bakımından hayati önemdedir. Resmî belge
sahteciliği, kamu düzenine ilişkin yönleriyle ayrıca önem taşır ve yargılama
makamlarınca kendiliğinden gözetilmesi gerekebilir. Özel belgelerde ise
tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, ancak yine adil yargılanma
hakkının gereği olarak derinlemesine inceleme yapılmalıdır. Her iki halde de belgenin
sahteliğine dair şüphenin giderilmesi, adil bir hüküm kurulabilmesi için
vazgeçilmezdir. Yargılama mercilerinin bu konuda duyarlı davranması, hem
bireysel adaletin tesisi hem de hukuka güvenin korunması açısından zorunludur.
Kaynaklar:
1.
Anayasa m.36 ve HMK m.27 (adil
yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı).
2.
Yargıtay HGK, E.2004/19-118 K.2004/205 (sahte senet iddiasında ispat hakkı) [1].
3.
M. Serdar Özbek, Noter
Senetlerinde Sahtelik (2013) – Noterlik Kanunu m.82 değerlendirmesi[15][16].
4.
Ersan Şen vd., “Sahteliği Sabit Oluncaya Kadar Geçerli Belge” makalesi (2024)
– Resmî belgede sahtecilik ve kamu güveni[6].
5.
Baran Doğan, Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu – Resmî belge sahteciliğinde
korunan değer[6].
6.
Güvenç & Sert Hukuk, Sahte Belge ile Taşınmaz Devri – Yolsuz tescil ve iptal davası
örneği[12].
7.
İlhan Helvacı, Hukuki
Mütalaalar, Cilt II, “Sahtelik İddiası ve İspatı” – (Yargıtay
kararları ışığında sahtecilik iddiasının ispatı)[21][1].
[1] [2] [21] [22] [23]
18. SAHTELİK İDDİASI ve İSPATI
[3] ADİL
YARGILANMA.cdr
https://www.anayasa.gov.tr/media/3547/04_adil_yargilanma_hakki_son.pdf
[6] [17] [18] [19] KAMU GÜVENİNE KARŞI SUÇLAR
https://www.nurimehmetoglu.com/hukuk/kamu-g%C3%9Cven%C4%B0ne-kar%C5%9Ei-su%C3%87lar
[7] [8] [9] [10] [11] [15] [16] Noter Senetlerinde Sahtelik
https://acikerisim.baskent.edu.tr/items/07ff4cf8-bffa-497e-b22d-f914cf34b859
[12] TAPU İPTALİ VE TESCİL-SAHTE BELGE
İLE TAŞINMAZ DEVRİ /SATIŞI | Güvenç & Sert Avukatlık Bürosu
https://gsavukatlik.com/makaleler/tapu-iptali-ve-tescil-sahte-belge-ile-tasinmaz-devri-satisi
[13] [14] Sahteliği İspatlanıncaya Kadar
Geçerli Belgeler ve Evrakta Sahtecilik Suçu
https://www.elgit.av.tr/sahteligi-ispatlanincaya-kadar-gecerli-belgeler-ve-evrakta-sahtecilik-sucu/
[20] Sahteliği Sabit Oluncaya Kadar
Geçerli Olan Belge Nedir? - Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık
https://sen.av.tr/tr/makale/sahteligi-sabit-oluncaya-kadar-gecerli-olan-belge-nedir