Acil servise gidiyorsunuz…
Randevunuz var.
Şikayetiniz ciddi.
Ağrı içindesiniz.
Ama saatler geçiyor…
Muayene yok.
Müdahale yok.
Bilgilendirme yok.
Ve sonunda şu soru ortaya çıkıyor:
“Bir hastanın hastanede saatlerce bekletilmesi hukuka aykırı olabilir mi?”
Yargıtay’ın güncel yaklaşımına göre:
Özellikle acil müdahale gerektiren durumlarda, makul sürenin aşılması ve hastanın gereksiz şekilde bekletilmesi “hizmet kusuru” veya “tıbbi malpraktis” kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin
2023/3310 E., 2024/990 K. sayılı kararı da bu konuda dikkat çekici bir emsal niteliğindedir.
Karara konu olayda;
hastanın hastanede uzun süre bekletildiği, gerekli tıbbi müdahalenin makul süre içerisinde yapılmadığı ve bu durumun zarar doğurduğu iddia edilmiştir.
Uyuşmazlık Yargıtay’a kadar taşınmış ve Yargıtay;
“Makul sürenin aşılması halinde hizmet kusuru oluşabileceğini”
açık şekilde değerlendirmiştir.
Bu yaklaşım özellikle:
acil servis yoğunluğu,
geciken müdahaleler,
yanlış triyaj uygulamaları,
uzun bekleme süreleri
bakımından son derece önemlidir.
Hayır.
Hukuk burada tıbbi öncelik sistemini dikkate alır.
Acil servislerde “triyaj” sistemi uygulanmaktadır.
Bu sisteme göre hastalar:
kırmızı alan,
sarı alan,
yeşil alan
olarak sınıflandırılır.
Hayati tehlikesi bulunan ve derhal müdahale edilmesi gereken hastalardır.
Hayati riski olmakla birlikte kısa süreli bekleyebilecek hastalardır.
Acil müdahale gerektirmeyen vakalardır.
Dolayısıyla her bekleme süresi otomatik olarak hukuka aykırı sayılmaz.
Ancak:
yanlış triyaj yapılması,
hayati risk taşıyan hastanın düşük öncelikli gösterilmesi,
müdahalenin gereksiz yere geciktirilmesi
durumlarında hukuki sorumluluk doğabilmektedir.
Hayır.
Hastanelerin en sık savunmalarından biri şudur:
“Acil servis çok yoğundu.”
Ancak Yargıtay ve sağlık hukuku uygulamasına göre;
yoğunluk her durumda sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Çünkü hastaneler:
yeterli personel bulundurmak,
organizasyonu sağlamak,
acil hizmeti kesintisiz yürütmek,
kritik hastalara zamanında müdahale etmek
zorundadır.
Özellikle:
doktor eksikliği,
personel yetersizliği,
organizasyon bozukluğu,
cihaz eksikliği
gibi sebepler çoğu zaman “organizasyon kusuru” olarak değerlendirilmektedir.
Yani hukuk şunu söyler:
“Hastane iç organizasyonundaki eksikliklerin bedelini hasta ödeyemez.”
Hayati risk taşıyan acil vakalarda:
Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca;
özel hastaneler acil durumdaki hastayı:
ödeme,
provizyon,
sigorta onayı,
ücret işlemleri
nedeniyle bekletemez.
Özellikle:
“önce ödeme yapın,”
“sigorta onayı bekleniyor,”
“vezne işlemi tamamlanmalı”
gibi gerekçelerle müdahalenin geciktirilmesi ciddi hukuki sorumluluk doğurabilir.
Evet.
Uyuşmazlık çoğunlukla:
olarak görülmektedir.
Burada temel kavram:
olmaktadır.
Uyuşmazlık genellikle:
tüketici hukuku,
vekalet sözleşmesi,
tıbbi malpraktis
çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Görevli mahkeme çoğu durumda:
olmaktadır.
Sağlık hukukunda son yıllarda önem kazanan kavramlardan biri de:
doktrinidir.
Bu teoriye göre;
hasta kesin olarak kurtulamayacak durumda olsa bile:
erken müdahale ile yaşama veya iyileşme ihtimali varsa,
ve gecikme bu ihtimali ortadan kaldırmışsa;
hastane yine sorumlu tutulabilmektedir.
Yani hukuk yalnızca kesin sonucu değil;
kaybedilen yaşam şansını da korumaktadır.
Bu tür davalarda en kritik unsur:
Mahkemeler özellikle şu kayıtları inceler:
hastane giriş saati,
triyaj kayıtları,
vital bulgu kayıtları,
doktor muayene saatleri,
kamera kayıtları,
HBYS sistem logları,
hemşire gözlem kayıtları,
epikriz raporları
gibi teknik veriler büyük önem taşır.
Çünkü bazen birkaç dakikalık gecikme bile:
kalıcı sakatlığa,
organ kaybına,
ölüm riskine
neden olabilmektedir.
Evet.
Özellikle:
ağır acı,
uzun süre müdahalesiz bırakılma,
psikolojik travma,
hasta yakınlarının yaşadığı elem
durumlarında manevi tazminat talepleri de gündeme gelebilmektedir.
Mahkemeler;
olayın ağırlığı,
gecikmenin süresi,
doğan sonuç,
sağlık üzerindeki etkiler
gibi unsurları birlikte değerlendirmektedir.
Acil servisler yalnızca bekleme salonu değildir.
Orası;
saniyelerin hayat kurtardığı,
dakikaların kader değiştirdiği,
zamanın doğrudan tıbbi sonuç doğurduğu
yerlerdir.
Bu nedenle hukuk da hastanelere ağır bir sorumluluk yüklemektedir.
Yargıtay’ın yaklaşımı açıkça şunu göstermektedir:
“Makul süreyi aşan ve hastaya zarar veren gecikmeler hizmet kusuru oluşturabilir.”
Çünkü bazen bir hastanın kaybettiği şey yalnızca zaman değildir…
Bazen geciken birkaç saat, geri dönmeyen bir hayatın başlangıcı olabilir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2023/3310 E., 2024/990 K.