Hukuki uyuşmazlıkların kalbinde “belge” yer alır.
Ancak her belge, hakikatin sesi değildir.
Bir imzanın, bir sözleşmenin, bir senedin gerçekliği sorgulandığında, mahkemenin görevi yalnızca hukuk bilgisiyle değil, bilimsel yöntemlerle de gerçeğe ulaşmaktır. İşte tam bu noktada devreye Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 211. maddesi girer.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 211. maddesi, “bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi hâlinde” izlenecek usulü adım adım düzenler:
HMK m. 211 – Sahtelik İncelemesi Usulü
“Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
(a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir.
(b) Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda değilse, gerekçesini açıkça belirterek bilirkişi incelemesine karar verir.
(c) Bilirkişi, karşılaştırmaya elverişli yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar; gerekirse tarafın huzurunda yeniden imza attırılmasını talep eder.”
Bu hüküm, sadece bir “usul maddesi” değil, adaletin teknik teminatıdır. Çünkü sahte belge iddiaları, sıradan bir hukuk tartışması değil, bilimsel ispat alanıdır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2021 tarihli (2021/37 E., 2021/856 K.) kararı, HMK m. 211’in uygulanmasına örnek teşkil eder:
“Sahtelik incelemesi teknik bir konu olup, bilirkişi vasıtasıyla incelenmesinin yapılacağında tereddüt bulunmamaktadır.
Sahtelik incelemesinin ne şekilde yapılacağı HMK’nun 211. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.”
Ayrıca bu kararda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11.04.2018 tarihli, 2016/4487 E., 2018/3858 K. sayılı içtihadına da atıf yapılmıştır. Yüksek Daire aynı kararda şu temel prensibi ortaya koymuştur:
“Hakim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir.
Buna rağmen kesin kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir.”
Bu ifadeler, HMK m. 211’in yargılamada nasıl bir yol haritası çizdiğini net biçimde göstermektedir.
Sahte belge iddiası karşısında hâkim, iki aşamalı bir sorumluluk taşır:
İlk değerlendirme aşaması:
Tarafı isticvap eder, huzurda imza attırabilir.
Kanaat oluşursa, gerekçesini açıkça yazar.
Kesin kanaat oluşmamışsa:
Bilirkişiye başvurmak zorundadır.
Bu aşama, HMK m. 266’daki re’sen bilirkişiye başvurma yetkisi ile birleşir.
Yani hâkim, taraf talebi olmasa dahi, sahtelik şüphesi içeren dosyada bilirkişi atamalıdır.
Zira sahte belge iddiaları, “özel ve teknik bilgi” gerektiren hallerdendir; hukuk bilgisiyle çözümlenemez.
İstanbul BAM 3. HD kararında, imza incelemesinin nasıl yapılması gerektiği de ayrıntılı biçimde belirtilmiştir:
İnceleme belgenin aslı üzerinden yapılmalıdır; fotokopi yeterli değildir.
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya kriminal laboratuvarlar tercih edilmelidir.
Karşılaştırmaya esas imza örnekleri, tarafın geçmişte attığı en yakın tarihli orijinal belgelerden alınmalıdır.
Gerekirse tarafın huzurda, sağ ve sol elle, oturarak ve ayakta yeni imza örnekleri alınmalıdır.
İnceleme, optik cihazlarla, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılmalıdır.
Bu teknik gerekler, sadece formalite değildir; yargının dayandığı kanıt güvenliğini sağlar.
Müvekkilinizin imzasının sahte olduğunu iddia ediyorsanız, HMK m. 211’e açıkça atıf yapın.
Fotokopi belgeye dayanılarak yapılan bilirkişi raporlarına itiraz edin; orijinal belge üzerinde yeniden inceleme talep edin.
Hâkimin bilirkişi atamadığı dosyalarda, bu eksikliği “usul hatası” olarak ileri sürün.
Adınıza imzalanmış bir belgeye güvenmiyorsanız, mahkemeden “adli tıp veya kriminal inceleme” talep edin.
Hakimin sizi isticvap etmesi, imza attırması normaldir; bu, kanunun öngördüğü bir aşamadır.
Bilirkişi incelemesi olmadan verilen kararlar, istinaf ve temyizde bozulabilir.
HMK m. 211 yalnızca bir “yargılama prosedürü” değildir; adaletin bilimsel yüzüdür.
Sahtelik incelemesi teknik bir konudur.
Hâkim şahsi bilgisiyle karar veremez; bilirkişiye başvurmak zorundadır.
Bilirkişi incelemesi, yalnızca orijinal belge üzerinde, bilimsel yöntemlerle yapılmalıdır.
Gerçeğin kâğıttaki imzada saklı olduğu durumlarda, adalet de o imzanın altında değil, onu inceleyen mikroskobun altında bulunur.