Bir işletme düşünün…
Belediye kararıyla mühürleniyor.
Faaliyeti durduruluyor.
Kapısına kilit vuruluyor.
Ama hayat durmuyor.
İşletme kapalı olsa bile;
kira işlemeye devam ediyor,
elektrik faturaları geliyor,
SGK yükümlülükleri sürüyor,
sabit giderler büyümeye devam ediyor.
Üstelik yıllar sonra ortaya çıkıyor ki;
İşletmeyi kapatan işlem hukuka aykırıymış.
Peki böyle bir durumda işletme sahibi yalnızca “kar kaybını” mı talep edebilir?
Yoksa işletme zarar ediyor olsa bile, kapalı kaldığı dönemde ödemek zorunda kaldığı kira, fatura ve benzeri sabit giderleri de idareden isteyebilir mi?
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 13.03.2025 tarihli, 2024/1099 E., 2025/588 K. sayılı kararı bu konuda son derece önemli ve uygulamaya yön verecek nitelikte bir içtihat ortaya koymuştur.
Davacıya ait masaj salonu belediye encümeni kararıyla ruhsatsız olduğu gerekçesiyle kapatılmıştır.
İşletme yaklaşık:
Ancak daha sonra açılan davalarda;
iş yerinin kapatılmasına ilişkin işlemin,
ayrıca itfaiye eksikliklerine ilişkin işlemlerin
mahkeme kararlarıyla iptal edildiği kesinleşmiştir.
Yani idarenin işleminin hukuka aykırı olduğu artık tartışmasız hale gelmiştir.
Bunun üzerine işletme sahibi;
uğradığı maddi zararların,
menfi ve müspet zararlarının,
sabit giderlerinin
tazmini için tam yargı davası açmıştır.
Mahkeme yaptırılan bilirkişi incelemesine dayanarak şu sonuca ulaşmıştır:
İşletme zaten zarar eden bir işletmeydi.
Mahkemeye göre;
işletmenin safi kazancı bulunmamaktadır,
gelirleri giderlerinden düşüktür,
dolayısıyla “kar kaybı” oluşmamıştır.
Bu nedenle:
“Gerçek zarar yoktur.”
gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hatta mahkeme;
kira,
elektrik,
SGK,
vergi
gibi giderlerin de zarar hesabında dikkate alınamayacağını değerlendirmiştir.
Ancak dosya Danıştay’a gitmiştir.
Ve işte kararın en önemli kısmı burada başlamaktadır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında;
kavramlarını ayrıntılı şekilde değerlendirmiştir.
Kurula göre:
İşletmenin elde edemediği kar kaybıdır.
İşletmenin kapalı kaldığı dönemde katlanmak zorunda olduğu fiili ve zorunlu giderlerdir.
Ve Danıştay açık şekilde şunu söylemiştir:
İşletme zarar ediyor olsa bile, hukuka aykırı işlem nedeniyle artan zarar idarece karşılanmalıdır.
İşte kararın piyasada çok ses getirecek kısmı tam olarak budur.
Kararın en önemli yönlerinden biri budur.
Çünkü uygulamada idareler çoğu zaman şu savunmayı yapmaktadır:
“İşletme zaten zarar ediyordu.”
Ancak Danıştay bu yaklaşımı yeterli görmemiştir.
Kurul açık şekilde şu sonuca ulaşmıştır:
Bir işletmenin zarar ediyor olması, hukuka aykırı işlem nedeniyle oluşan ek zararların tazmin edilmeyeceği anlamına gelmez.
Bu yaklaşım son derece önemlidir.
Çünkü bazı işletmeler:
ekonomik kriz,
piyasa koşulları,
yüksek giderler,
sektör daralması
nedeniyle zaten düşük karlılıkla çalışabilir.
Ancak bu durum;
idarenin hukuka aykırı işlem yapma özgürlüğü olduğu anlamına gelmez.
Danıştay kararında çok net şekilde şu tespit yapılmıştır:
İşletme kapalı olsa bile ödenmek zorunda kalınan kira, elektrik, su ve benzeri zorunlu giderler menfi zarar kapsamındadır.
Kurul özellikle:
kira,
elektrik,
su,
doğalgaz,
zorunlu işletme giderleri
üzerinde durmuştur.
Yani işletme fiilen çalışmasa bile;
hukuka aykırı kapatma işlemi nedeniyle oluşan sabit gider yükü idarenin sorumluluğunu doğurabilir.
Bu yaklaşım özellikle:
mühürlenen işletmeler,
ruhsat iptalleri,
belediye kapatma işlemleri,
faaliyet durdurma kararları,
pandemi dönemi idari işlemleri,
ruhsat tartışmaları
bakımından son derece önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Kararın özü şudur:
“İdare hukuka aykırı işlem yaparsa, vatandaşın katlanmak zorunda kaldığı gerçek zararları karşılamak zorundadır.”
Anayasa’nın 125. maddesi de bunu söylemektedir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
Danıştay da bu anayasal ilkeyi somut olayda güçlü şekilde uygulamıştır.
Bu karar özellikle:
belediye tarafından mühürlenen işyerleri,
ruhsatı iptal edilen işletmeler,
geçici faaliyet durdurma işlemleri,
hukuka aykırı zabıta işlemleri,
ruhsatsızlık gerekçesiyle kapatma kararları,
idari yaptırım nedeniyle faaliyet kaybı yaşayan işletmeler
bakımından çok önemli bir emsal niteliğindedir.
Çünkü artık yalnızca:
“Kar kaybettim”
diyen işletmeler değil;
“İşletme kapalıyken de kira ve sabit gider ödemeye devam ettim”
diyen işletmeler açısından da güçlü bir içtihat oluşmuştur.
Kararda dikkat çeken bir diğer husus da budur.
Danıştay;
özel avukatlık sözleşmesi kapsamında ödenen vekalet ücretinin,
vekaletname noter ücretinin
ayrı bir tazminat kalemi olarak istenemeyeceğini belirtmiştir.
Çünkü bu giderler yargılama gideri niteliğinde değerlendirilmiştir.
Bir işletmenin kapısına hukuka aykırı şekilde kilit vurulması yalnızca ticari faaliyeti durdurmaz.
Aynı zamanda:
kira yükünü,
sabit giderleri,
ekonomik baskıyı,
ticari riski
arttırır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararı da çok net bir mesaj vermektedir:
“İşletme zarar ediyor olsa bile, hukuka aykırı işlem nedeniyle katlanılan zorunlu giderler tazmin edilmelidir.”
Çünkü hukuk devletinde vatandaş;
hukuka aykırı idari işlemlerin ekonomik yükünü tek başına taşımak zorunda değildir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 13.03.2025 T., 2024/1099 E., 2025/588 K.