Kamu görevlilerine yapılan maaş, ek ödeme, tazminat veya diğer mali hak ödemelerinde zaman zaman idarenin hatalı hesaplama yapması, görevden ayrılma tarihinin sonradan işlenmesi, terfi veya intibak işlemlerinin yanlış uygulanması yahut hukuki sebebi ortadan kalkan bir ödemenin yapılmış olması mümkündür.
Ancak kamu idaresinin bir ödemeyi sonradan “fazla” veya “yersiz” olarak nitelendirmesi, o paranın hiçbir inceleme yapılmaksızın memurdan geri alınabileceği anlamına gelmez.
Geri alma işleminin;
hukuki sebebi,
geri alma süresi,
memurun hilesi veya gerçek dışı beyanının bulunup bulunmadığı,
idarenin açık hatasının söz konusu olup olmadığı,
istenen miktarın gerçekten ne kadar olduğu,
ödemenin hangi kalemlerden meydana geldiği,
alacağın likit olup olmadığı,
memurun ne zaman temerrüde düştüğü ve
hangi tarihten itibaren faiz işletilebileceği
ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Nitekim hem Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 tarihli E.1968/8, K.1973/14 sayılı kararı, hem Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi içtihatları hem de 28.11.2023 tarihli Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No:83) bu konuda önemli güvenceler ve sınırlar ortaya koymaktadır. Tebliğ, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde fazla veya yersiz aylıkların önlenmesi, hesaplanması, takibi ve tahsiline ilişkin usul ve esasları özel olarak düzenlemektedir. (Muhasebat)
Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği'nde “aylık”, kamu görevlilerine mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan aylık ve ücret ödemelerini kapsayacak şekilde geniş tanımlanmıştır.
Uygulamada fazla ödeme, kişinin esasen ödeme alma hakkı bulunmasına rağmen miktarın mevzuata aykırı biçimde yüksek hesaplanması hâlinde ortaya çıkar. Örneğin yanlış derece/kademe, yanlış tazminat oranı veya ödenmemesi gereken bir aylık unsurunun bordroya eklenmesi buna örnek olabilir.
Yersiz ödeme ise özellikle kişinin artık o ödemeye hak kazanmadığı bir döneme ait paranın ödenmesi hâlinde gündeme gelir. Görevden ayrılma, istifa, çekilme, çekilmiş sayılma veya aylıksız izin sonrasında yapılan bazı ödemeler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Tebliğin 4. maddesi, aylık unsurlarının yanlış uygulanması, ödenmemesi gereken bir unsurun ödenmesi veya hatalı terfi gibi nedenlerle yapılan fazla ödemelerin geri alınabileceğini düzenlemektedir. Ancak bu alacakların Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre zamanaşımı süresi içinde takip edilmesi gerektiği de açıkça belirtilmiştir. (LEXPERA)
Hayır.
Bu konuda Türk idare hukukunun temel içtihatlarından biri Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 tarihli, E.1968/8, K.1973/14 sayılı kararıdır. Karar 14.06.1974 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. (LEXPERA)
Bu kararın ortaya koyduğu temel ayrım, idarenin yaptığı her yanlış ödemenin aynı hukuki rejime tabi olmadığıdır.
Danıştay'ın yerleşik uygulamasına göre;
yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi söz konusu ise idarenin hatalı işlemi ve buna bağlı ödemeleri süreyle bağlı olmaksızın geri alma imkânı daha geniştir.
Buna karşılık kişinin herhangi bir hilesi veya gerçek dışı beyanı bulunmaksızın, tamamen idarenin kendi değerlendirme veya hesap hatasından doğan ödemelerde hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkeleri devreye girer.
Danıştay Sekizinci Dairesinin daha sonraki kararlarında da İBK'nın bu ilkelerinin yalnız terfi veya intibak işlemleri için değil, idarece yapılan hatalı ödemelerin genelinde uygulanabilecek temel ilkeler olduğu açıkça vurgulanmıştır. Daire ayrıca İYUK'un yürürlüğe girmesinden sonra, İçtihadı Birleştirme Kararında sözü edilen dava açma süresinin 60 günlük süre olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. (Son Karar)
Bu nedenle cevaplanması gereken ilk soru şudur:
Memur parayı idareyi yanıltarak mı aldı, yoksa idare kendi personel, bordro ve tahakkuk sistemiyle kendiliğinden mi ödedi?
Bu ayrım çoğu uyuşmazlığın kaderini değiştirebilir.
İdarelerin geri alma işlemlerinde sıkça başvurduğu kavramlardan biri “açık hata”dır.
Ancak her hesap yanlışlığı açık hata değildir.
Danıştay uygulamasında açık hata, ilgilinin de normal dikkat ve özenle fark edebileceği nitelikteki ağır ve bariz yanlışlıkları ifade eder. Yıllar sonra denetim, karmaşık mevzuat incelemesi veya ayrıntılı mali hesap sonucunda ortaya çıkan bir yanlışlığın otomatik biçimde “açık hata” kabul edilmesi mümkün değildir.
Danıştay 8. Dairesinin 2006/2880 E., 2006/2896 K. sayılı kararında da ancak hesapların daha sonra denetlenmesi sonucunda ortaya çıkan ödemenin, sırf sonradan hatalı bulunduğu için açık hata sayılamayacağı üzerinde durulmuştur. (Son Karar)
Başka bir ifadeyle:
İdarenin yıllar sonra fark ettiği hata, mutlaka memurun da ödeme tarihinde fark etmesi gereken açık hata değildir.
Konunun önemli kararlarından biri Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 25.06.2018 tarihli, E.2017/118, K.2018/408 sayılı kararıdır.
Kararda, bir kamu görevlisine 15.01.2006–14.11.2009 döneminde yersiz ödendiği ileri sürülen denetim tazminatının geri alınmasına ilişkin uyuşmazlık ele alınmıştır.
Aynı konuda bir tarafta adli yargı, diğer tarafta idari yargı kararlarının ortaya çıkması üzerine hüküm uyuşmazlığı Uyuşmazlık Mahkemesi önüne gelmiştir. Mahkeme, yersiz ödemenin geri alınmasına ilişkin işlemin hukuka uygun olmadığını kabul eden idari yargı kararını esas alarak hüküm uyuşmazlığını gidermiştir. (İctihatlar)
Bu kararın uygulamadaki önemi büyüktür.
Çünkü kamu idaresinin;
“Ödeme fazla yapılmış, dolayısıyla para geri verilmelidir.”
şeklindeki yaklaşımı tek başına yeterli değildir.
Önce geri istemenin hukuken mümkün olup olmadığı belirlenmelidir.
Özellikle ödeme, daha önce tesis edilmiş bir idari işleme dayanıyor ve söz konusu idari işlemin hukuka uygunluğu ayrıca yargı konusu ise, adli yargıdaki alacak davasının sonucu da bundan etkilenebilir.
Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği'nin 5 ve 6. maddeleri bu konuda ayrıntılı bir sistem getirmiştir.
Görevden ayrıldığı bilinen kamu görevlisine gelecek aya ilişkin ödeme yapılmaması esastır. Ödeme emri henüz işleme konmamışsa düzeltilmesi; muhasebeleştirilmiş ancak henüz banka hesabına aktarılmamışsa banka nezdinde bloke edilerek idareye iade edilmesi öngörülmüştür. (LEXPERA , RESMİ GAZETE)
Kamu görevlisi aylığını aldıktan sonra görevinden ayrılmışsa ise, kural olarak çalışılmayan döneme isabet eden kısmın hesaplanması gündeme gelir.
Tebliğin 6. maddesinde, görevden ayrılanlardan geri alınacak tutarın Aylıklardan Geri Alınacak Tutarı Hesaplama Tablosu ile belirlenmesi; görevden ayrılma tarihini takip eden belirli süreler içerisinde hesap ve takip işlemlerinin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. (LEXPERA)
Dolayısıyla kurumun yalnızca;
“Toplam borcunuz 300.000 TL'dir.”
şeklinde tek rakam bildirmesi her durumda yeterli değildir.
Borç hesabının;
hangi aya,
hangi ödeme unsuruna,
hangi gün sayısına,
hangi kesintiye,
hangi SGK veya emeklilik keseneğine,
hangi banka iadesi veya mahsubuna
dayandığının denetlenebilir şekilde ortaya konulması gerekir.
Burada sebepsiz zenginleşmenin temel mantığı unutulmamalıdır.
Bir kişinin geri verme borcundan söz edebilmek için kural olarak malvarlığında gerçek bir zenginleşmenin meydana gelmiş olması gerekir.
Ödeme muhasebeleştirilmiş ancak para kişinin serbest kullanımına geçmeden banka tarafından bloke edilip idareye iade edilmişse, aynı tutarın bir de memurdan istenmesi mükerrer tahsil sorununa yol açabilir.
Tebliğin 5. maddesinde de henüz hesaba geçmemiş ödemenin banka nezdinde bloke edilerek muhasebe biriminin ödeme hesabına iade edilmesi ayrıca düzenlenmiştir. (LEXPERA)
Bu nedenle uyuşmazlıklarda yalnız bordro değil;
banka hareketleri, bloke kayıtları, iadeler, mahsuplar ve memurun serbest tasarrufuna fiilen geçen tutar da araştırılmalıdır.
Bu soru özellikle icra takibi ve icra inkâr tazminatı bakımından önemlidir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 14.12.2015 tarihli, E.2015/11433, K.2015/22049 sayılı kararında yersiz aylıkların tahsiline yönelik icra takibi değerlendirilmiştir. (İctihatlar)
Yargıtay kararında likit alacak ölçütünü şu esas üzerinden kurmuştur:
Bir alacağın likit sayılabilmesi için gerçek tutarının belli ve sabit olması veya borçlunun alacağın bütün unsurlarını bilmesi ya da bilebilecek durumda bulunması sayesinde miktarı kendisinin belirleyebilmesi gerekir.
Daire, o somut uyuşmazlıkta takip konusu yersiz aylıkların takip ve dava tarihi itibarıyla miktarının belli ve sabit olduğu sonucuna ulaşarak alacağın likit olduğuna karar vermiştir. (İctihatlar)
Ancak bu kararın yanlış okunmaması gerekir.
Karar;
“Yersiz ödenen her kamu aylığı otomatik olarak likittir.”
dememektedir.
Tam tersine likiditeyi belirli kriterlere bağlamaktadır.
Dolayısıyla örneğin;
maaşın hangi kalemlerden meydana geldiği tartışmalıysa,
görevden ayrılma tarihi ihtilaflıysa,
idari işlemin hukuka uygunluğu ayrıca yargılanıyorsa,
bazı tutarlar banka tarafından iade edilmiş veya bloke edilmişse,
geçmişe ilişkin mahsuplar ve maaş kesintileri varsa,
alacak ancak bilirkişi incelemesi sonucunda hesaplanabiliyorsa,
alacağın likit olup olmadığı ayrıca ve dikkatle değerlendirilmelidir.
Kısacası likidite, alacağın adına değil hesaplanabilirliğine bakılarak belirlenir.
Bu noktada uygulamada önemli hatalar yapılmaktadır.
Bazı kamu kurumları, geçmişte yaptığı her ödeme için doğrudan ödeme tarihinden itibaren faiz hesaplayabilmektedir.
Oysa güncel mevzuat bunun tersini açıkça göstermektedir.
Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No:83) m.7 şöyledir: Bu kapsamdaki alacaklarda 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uygulanır; faiz başlangıç tarihinin belirlenmesinde Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi dikkate alınır. (LEXPERA)
Bu hüküm son derece önemlidir.
Çünkü Tebliğ;
“Faizi ödeme tarihinden başlatın.”
dememiştir.
Aksine açıkça temerrüt hükümlerine gönderme yapmıştır.
Türk Borçlar Kanunu m.117'nin temel kuralına göre muaccel bir borcun borçlusu, kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Dolayısıyla kamu idaresinin memura fazla veya yersiz ödeme yapmış olması, memurun ödeme tarihinde kendiliğinden temerrüde düştüğü anlamına gelmez.
Öncelikle geri verme borcunun belirlenmesi ve borçlunun usulüne uygun biçimde temerrüde düşürülmesi gerekir.
Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği m.7'nin TBK m.117'ye açıkça gönderme yapmasının anlamı da budur. (LEXPERA)
Bu konuda özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2020 tarihli, E.2017/1015, K.2020/222 sayılı kararı önemlidir. (İctihatlar)
Kararın konusu kamu görevlisi maaşı olmamakla birlikte hukuki mesele doğrudan fazla ve yersiz ödeme nedeniyle sebepsiz zenginleşmeden doğan alacağa hangi tarihten itibaren faiz uygulanacağıdır.
Hukuk Genel Kurulu, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan geri verme borçlarında borçlunun temerrüdü bakımından genel hükümlerin uygulanması gerektiğini değerlendirmiştir.
Bunun sonucu şudur:
Sebepsiz zenginleşen kişi, kural olarak ihtar veya dava ile temerrüde düşürülmeden önce temerrüt faizinden sorumlu tutulamaz.
Daha önemlisi, alacaklı ihtarında borcun ödenmesi için belirli bir süre vermişse, temerrüt de kural olarak bu sürenin sonunda gerçekleşir.
Örneğin kamu kurumu;
“Bu borcu tebliğden itibaren 30 gün içerisinde ödeyiniz.”
demişse, bir taraftan 30 günlük ödeme süresi tanıyıp diğer taraftan aylar önceki maaş ödeme tarihinden faiz yürütmesi ciddi bir hukuki çelişki oluşturur.
Çünkü kurum kendi iradesiyle borçluya belirli bir ifa süresi vermiştir.
Bu nedenle faiz başlangıcında şu üç düzenleme birlikte değerlendirilmelidir:
Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No:83) m.7 + TBK m.117 + 3095 sayılı Kanun.
(LEXPERA)
Bu ayrım teorik değil, bazen borcun önemli bölümünü değiştirecek kadar pratiktir.
Kamu kurumu yıllar önce yapılan bir ödemeyi geri istediğinde;
anapara başka,
temerrüt faizi başka hukuki meseledir.
Ödemenin geri alınabilir olduğunun kabul edilmesi, faizin de mutlaka ödeme tarihinden başlayacağı anlamına gelmez.
Nitekim Tebliğ'in m.7 hükmünün doğrudan TBK m.117'ye gönderme yapması, kamu idaresinin faiz başlangıcını serbestçe belirleyemeyeceğini göstermektedir. (LEXPERA)
Bu sebeple uygulamada kişi borcu yazılarındaki şu ifade özellikle incelenmelidir:
“Faiz hangi tarihten başlatılmıştır?”
İdare yalnızca ödeme tarihini esas almışsa, bunun Tebliğ m.7 ve TBK m.117 bakımından ayrıca tartışılması gerekir.
83 sıra numaralı Tebliğ yalnızca hesaplama değil takip prosedürünü de düzenlemektedir.
Tespit edilen fazla veya yersiz ödeme rızaen ödenmezse, takibe yetkili birimce alacak takip dosyasının açılması ve alacağın muhasebe birimine bildirilmesi gerekir.
Tebliğin 8. maddesinde ayrıca bu kapsamdaki alacakların 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, rızaen ödenmeyen alacakların ise hükmen tahsil için kamu idaresini temsil eden hukuk birimine gönderileceği düzenlenmektedir. (LEXPERA)
Dolayısıyla yersiz ödeme iddiasında yalnız alacağın maddi varlığı değil, takip işlemlerinin usulü de incelenmelidir.
Her zaman değil.
Burada iki uç yaklaşımdan da kaçınmak gerekir.
“İdare hata yaptıysa hiçbir şeyi geri alamaz.” demek de;
“Devlet parayı yanlış ödediyse her zaman faiziyle geri alır.” demek de doğru değildir.
Doğru değerlendirme;
ödemenin sebebine,
hata türüne,
memurun davranışına,
işlemin açık hata içerip içermediğine,
ödemenin ne kadar süre devam ettiğine,
hukuki güvenlik ilkesine,
Danıştay İBK ilkelerine ve
özel olayda uygulanan mevzuata
göre yapılmalıdır.
Danıştay'ın yarım asrı aşan içtihat çizgisinin esasen söylediği budur: İdarenin hatasını düzeltme yetkisi vardır; fakat hukuk devleti, bu yetkinin sınırsız kullanılmasına izin vermez. (LEXPERA)
Bir kamu görevlisine fazla veya yersiz ödeme nedeniyle kişi borcu çıkarılmışsa yalnız toplam rakama bakılmamalıdır. Özellikle ödeme dönemleri ve kalemleri, borcun dayandığı idari işlemin kesinleşip kesinleşmediği, kişinin hile veya gerçek dışı beyanının bulunup bulunmadığı, hatanın açık olup olmadığı, kurumun geri alma zamanlaması, banka iadeleri ve mahsuplar, alacağın likitliği, ihtarın tebliğ tarihi ve verilen ödeme süresi ile faizin hangi tarihten itibaren hesaplandığı birlikte incelenmelidir.
Çünkü bazen uyuşmazlığın merkezi “para ödenmiş mi?” değil;
“Bu para gerçekten yersiz miydi?”
sorusudur.
Bazen de anapara tartışmasız olsa bile uyuşmazlık;
“Bu miktarın tamamı gerçekten borç mu?”
veya
“Faiz hangi tarihten başlamalı?”
noktasında yoğunlaşabilir.
Kamu görevlisine yapılan fazla veya yersiz ödemenin geri alınması mümkündür. Ancak bu imkân idareye sınırsız bir geri alma ve geriye doğru faiz işletme yetkisi vermez.
Danıştay İBK E.1968/8, K.1973/14 kararı; yokluk, açık hata, gerçek dışı beyan ve hile ile idarenin kendi hatasından kaynaklanan diğer durumları birbirinden ayırmaktadır. (LEXPERA)
Uyuşmazlık Mahkemesi E.2017/118, K.2018/408 kararı, geri alma işleminin hukuka uygunluğunun bağımsız şekilde incelenmesi gerektiğini göstermektedir. (İctihatlar)
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2015/11433, K.2015/22049 kararı, likit alacağın gerçek tutarının belli ve sabit olması veya borçlunun alacağın tüm unsurlarını bilerek miktarı belirleyebilecek durumda bulunmasını esas almaktadır. Somut olayda yersiz aylığı likit kabul etmiş olması, bütün yersiz ödeme uyuşmazlıklarının kendiliğinden likit olduğu anlamına gelmez. (İctihatlar)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E.2017/1015, K.2020/222 kararı ise sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacaklarda faiz bakımından temerrüt kurumunu öne çıkarmaktadır. (İctihatlar)
Ve nihayet güncel düzenleme olan Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği (Sıra No:83) m.7, faiz başlangıcının tespitinde açıkça TBK m.117'nin uygulanacağını hükme bağlamıştır. (LEXPERA)
Bu nedenle fazla veya yersiz maaş uyuşmazlıklarında temel formül şudur:
Önce geri istenebilir bir borcun gerçekten doğup doğmadığı belirlenir; sonra miktarı hesaplanır; en son temerrüt ve faiz incelenir.
Sıralama tersine çevrilemez. İdarenin önce faizi hesaplayıp sonra borcun neden doğduğunu açıklaması, hukuk devletinde matematiğin hukukun önüne geçirilmesi olur.
Not: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olay; ödemenin niteliği, ödeme tarihi, ilgili kamu görevlisinin statüsü, idari işlemler, tebligatlar ve ödeme cetvelleri birlikte incelenerek ayrıca değerlendirilmelidir.