Özel bir konut inşaatında çalışan kişinin sigortasız olduğunu ileri sürmesi, her durumda yapı sahibinin doğrudan işveren olduğu anlamına gelmez. Özellikle yapı sahibi ile bir usta veya yüklenici arasında eser sözleşmesi bulunması ve yüklenicinin kendi ekibiyle işi üstlenmesi hâlinde uyuşmazlığın merkezindeki soru şudur:
İnşaatta bir çalışma gerçekleşmişse, bu çalışma kimin iş organizasyonu içinde ve kimin emir ve talimatı altında gerçekleştirilmiştir?
Bu soru, hizmet tespiti davalarında “taşınmaz kimin?” sorusundan çok daha önemlidir. Çünkü mülkiyet, iş sahipliği, yüklenicilik ve işverenlik birbirinden farklı hukuki kavramlardır.
Bir kişinin kendi arsasında kendisi veya ailesi için konut yaptırması, o kişiyi inşaat sahasına giren bütün usta ve işçilerin kendiliğinden işvereni hâline getirmez.
Örneğin yapı sahibi;
inşaat sektöründe faaliyet göstermiyorsa,
bir inşaat işletmesi bulunmuyorsa,
işçileri kendisi bulup işe almamışsa,
günlük çalışma düzenini belirlemiyorsa,
işçilere emir ve talimat vermiyorsa,
ücretleri doğrudan kendisi belirlemiyorsa,
buna karşılık inşaatın belirli bir bölümünü bir ustaya veya yükleniciye bedel karşılığında yaptırmışsa,
salt “yapı sahibi” sıfatından hareket edilerek hizmet sözleşmesinin varlığı sonucuna ulaşılması doğru olmayacaktır.
Nitekim özel bir konut inşaatında çoğu zaman şu organizasyonla karşılaşılır:
Yapı sahibi → yüklenici/usta → yüklenicinin oluşturduğu çalışma ekibi
Hizmet tespiti davasında bu fiilî ilişkinin nasıl kurulduğu araştırılmalıdır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesine göre eser sözleşmesinde yüklenici bir eser meydana getirmeyi, iş sahibi ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlenir.
Hizmet sözleşmesinde ise TBK m.393 kapsamında işçi, işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi; işveren de ücret ödemeyi üstlenmektedir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2022/4548 E., 2023/6005 K. sayılı kararında bu ayrım oldukça açıklayıcı şekilde ortaya konulmuştur. Daireye göre hizmet sözleşmesinde emek ve zamana bağlı süreç, eser sözleşmesinde ise beceri ve sonuç ön plana çıkmaktadır. Eser sözleşmesinde yüklenicinin amacı belirli bir sonucu, yani eseri meydana getirmektir. (Son Karar)
Yargıtay 10. HD, 2022/4548 E., 2023/6005 K. kararının tam metni
Bu nedenle örneğin;
“Bir evin kaba inşaatını şu bedelle yapacağım.”
şeklindeki ilişkiyle;
“Her gün şu saatlerde çalışacak, verilen işleri yapacak ve bunun karşılığında aylık/günlük ücret alacaksın.”
şeklindeki ilişki hukuken aynı değildir.
Birincisi koşullarına göre eser sözleşmesine, ikincisi ise hizmet sözleşmesine işaret edebilir.
Ancak sözleşmeye verilen isim tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, ilişkinin gerçekte nasıl yürütüldüğüne bakar.
Hizmet sözleşmesini eser sözleşmesinden ayıran en önemli ölçütlerden biri bağımlılık unsurudur.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2024/9252 E., 2024/12338 K. sayılı kararında da taraflar arasındaki ilişkinin gerçek hukuki niteliğinin araştırılması gerektiği; ekonomik risk, para transferleri ve taraflar arasındaki fiilî ilişkinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. (Kanun Yolu)
Yargıtay 10. HD, 2024/9252 E., 2024/12338 K. kararının tam metni
Dolayısıyla özel bir inşaatta gerçek ilişki araştırılırken şu sorular önem kazanır:
İşçiyi kim buldu ve inşaata kim getirdi?
Ücreti kim belirledi?
Ücreti fiilen kim ödedi?
İşçinin hangi günlerde çalışacağına kim karar verdi?
Mesai saatlerini kim belirledi?
Günlük iş dağılımını kim yaptı?
İşin hangi yöntemle yapılacağına kim karar verdi?
İşçi günlük emir ve talimatı kimden aldı?
Çalışanları kim denetledi?
İşçiler kimin oluşturduğu ekip içerisinde çalıştı?
İşin ekonomik riskini kim üstlendi?
Yapı sahibi yalnızca yapılan işin sonucunu mu denetledi, yoksa işçilerin günlük çalışma düzenini mi yönetti?
Bu soruların cevapları, tapu kaydından çok daha açıklayıcı olabilir.
Hizmet tespiti davalarında özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan biri budur.
Bir kişinin belirli bir inşaatta çalıştığının kanıtlanması ile o kişinin doğrudan yapı sahibinin hizmet sözleşmesine tabi işçisi olduğunun kanıtlanması aynı şey değildir.
Örneğin bir yüklenici:
“İşçileri ben buldum.”
diyorsa;
işçileri kendi ekibine dahil ediyor, çalışma düzenini kendisi oluşturuyor, günlük işleri kendisi dağıtıyor, ücretleri kendisi ödüyor ve yapı sahibinden toplu olarak işçilik + malzeme + ustalık bedeli alıyorsa, bu olgular gerçek çalışma organizasyonunun belirlenmesi bakımından son derece önemlidir.
Mahkemenin yalnızca “Davacı bu inşaatta çalıştı mı?” sorusunu değil;
“Çalıştıysa kimin işçisi olarak çalıştı?”
sorusunu da cevaplandırması gerekir.
Hizmet tespiti davaları sıradan özel hukuk uyuşmazlıklarından farklı özellik göstermektedir.
5510 sayılı Kanun'un 86. maddesine dayanan hizmet tespiti uyuşmazlıklarının kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle Yargıtay, bu davaların özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesini istemektedir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin oldukça güncel 04.02.2026 tarihli, 2024/10449 E., 2026/839 K. sayılı kararında bu ilke bir kez daha açık biçimde ortaya konulmuştur.
Yargıtay, hizmet tespiti davalarında çalışma olgusunun özel bir duyarlılıkla araştırılması gerektiğini; bordro tanıkları, komşu işyerleri, SGK ve vergi kayıtları gibi delillerin araştırılması ve gerektiğinde mahkeme tarafından re'sen bilgi ve görgüsüne başvurulacak kişilerin belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (Kanun Yolu)
Yargıtay 10. HD, 2024/10449 E., 2026/839 K. kararının tam metni
Kararın özellikle önemli yönü, mahkemenin tarafların sunduğu birkaç delille yetinemeyeceğini göstermesidir.
Hizmet sözleşmesinde aranan zaman ve bağımlılık ilişkisinin gerçekten mevcut olup olmadığı tereddütsüz biçimde ortaya çıkarılmalıdır. (Kanun Yolu)
Banka kayıtları hizmet tespiti davalarında son derece önemli olabilir.
Ancak tek bir para transferinden otomatik sonuç çıkarılması da doğru değildir.
Örneğin yapı sahibinin bir ustaya;
“inşaat ödemesi”, “usta ödemesi”, “kaba inşaat bedeli”
gibi açıklamalarla yüksek ve toplu ödemeler yapması, buna karşılık aynı ustanın çalışan kişilere kendi hesabından düzenli veya düzensiz ödemelerde bulunması hâlinde ortaya çıkan para akışı, fiilî iş organizasyonu hakkında önemli bilgi sağlayabilir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2022/4548 E., 2023/6005 K. sayılı kararında da banka hesabından yapılan düzenli ödemeler mevcut olmasına rağmen yalnızca bu ödemelerden hareket edilmemiş; ilişkinin gerçek niteliğinin diğer delillerle birlikte araştırılması gerektiği belirtilmiştir. (Son Karar)
Bu nedenle bir inşaat uyuşmazlığında yalnızca;
Yapı sahibi → yüklenici
para hareketine bakılmamalıdır.
Gerekirse;
Yapı sahibi → yüklenici → çalışanlar
şeklindeki para akışı da araştırılmalıdır.
Aynı şekilde hizmet tespiti isteyen kişinin banka hesaplarına iddia edilen çalışma döneminde kim tarafından ödeme yapıldığı da ücret ve işveren ilişkisinin belirlenmesine katkı sağlayabilir.
Günümüzde inşaat ilişkilerinin önemli bir bölümü WhatsApp üzerinden yürütülmektedir.
Bu yazışmalar, tarafların sözleşmeye sonradan verdikleri hukuki isimden daha önemli olabilecek fiilî bilgiler içerebilir.
Örneğin mesajlardan;
malzemeyi kimin sipariş ettiği,
işçileri kimin çağırdığı,
çalışanlara kimin talimat verdiği,
işin teknik yöntemine kimin karar verdiği,
yapı sahibinin yalnızca sonuç hakkında talepte bulunup bulunmadığı,
yüklenicinin teknik kararları bağımsız biçimde verip vermediği,
ödeme taleplerinin hangi açıklamalarla yapıldığı,
tarafların birbirlerini “usta”, “yüklenici”, “işçi” veya başka hangi sıfatlarla gördüğü
anlaşılabilir.
Özellikle ustanın yapı sahibine dahi işin nasıl yapılması gerektiğini teknik gerekçelerle açıklaması ve uygulanacak yöntemi kendisinin belirlemesi, başka delillerle birlikte değerlendirildiğinde bağımsız yüklenici organizasyonu bakımından anlam taşıyabilir.
Ancak WhatsApp yazışmaları da tek başına değerlendirilmemelidir. Banka kayıtları, tanıklar, fotoğraflar ve diğer belgelerle birlikte okunmalıdır.
İnşaatın yapım sürecinde çekilmiş fotoğraf ve videolar yalnızca yapının fiziksel durumunu göstermez.
Doğru şekilde incelendiğinde bu kayıtlar;
kimlerin sahada bulunduğu, hangi kişilerin birlikte çalıştığı, işin hangi aşamasında hangi ekibin bulunduğu, çalışma düzeninin nasıl olduğu, belirli kişinin fiilen hangi işi yaptığı ve inşaatın zaman içerisindeki ilerleyişi
hakkında bilgi verebilir.
Elbette bir kişinin tek bir fotoğrafta inşaat alanında görülmesi, tek başına o kişinin belirli bir işverenin işçisi olduğunu kanıtlamaz.
Fotoğraf şu soruya cevap verebilir:
“Bu kişi orada mıydı?”
Fakat hizmet tespiti bakımından asıl soru çoğu zaman şudur:
“Oradaysa hangi hukuki ilişki içerisinde oradaydı?”
Bu ikinci sorunun cevabı diğer delillerle bulunmalıdır.
Kamuya açık sosyal medya paylaşımları da somut olayın özelliklerine göre yardımcı delil niteliği taşıyabilir.
Bir kişinin uzun bir dönem boyunca farklı şantiyelerde;
temel, kalıp, demir, betonarme, duvar, çatı veya diğer inşaat imalatlarına ilişkin paylaşımlar yapması, başka delillerle birlikte değerlendirildiğinde bu kişinin inşaat faaliyetinin arızi bir çalışma mı yoksa mesleki faaliyet mi olduğu konusunda bilgi sağlayabilir.
Ancak burada da ölçülü olmak gerekir.
Sosyal medya paylaşımı tek başına kişinin hukuken “yüklenici” veya “işveren” olduğunu kesin biçimde göstermez.
Fakat;
banka kayıtları + yazışmalar + farklı inşaatlara ait paylaşımlar + işçileri kendisinin bulduğuna ilişkin beyanlar + başka dava dosyalarındaki açıklamalar
bir araya geldiğinde çok daha anlamlı bir delil tablosu oluşabilir.
Aynı inşaat ilişkisi daha önce;
tüketici mahkemesine,
sulh hukuk mahkemesindeki delil tespitine,
icra takibine,
ceza soruşturmasına,
ceza yargılamasına,
SGK incelemesine
konu olmuş olabilir.
Bu dosyalardaki beyanlar hizmet tespiti davası bakımından da önem kazanabilir.
Örneğin bir kişi başka bir davada;
“İşçileri ben buldum.”
dedikten sonra, başka bir uyuşmazlıkta bütün çalışanların doğrudan yapı sahibinin işçisi olduğunu ileri sürüyorsa, iki anlatımın birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Aynı şekilde kişinin başka bir dosyada yapı sahibinden “işçilik ve malzeme” veya “malzeme, işçilik ve ustalık” bedeli istediğini belirtmesi de taraflar arasındaki ilişkinin gerçek ekonomik yapısının araştırılmasında önem taşıyabilir.
Mahkeme böylece tarafların yalnızca eldeki davadaki anlatımlarına mahkûm kalmaz.
Uyuşmazlık ortaya çıkmadan veya farklı bir hukuki uyuşmazlık sırasında verilmiş beyanlar, ilişkinin gerçek niteliğinin anlaşılmasında özellikle değerli olabilir.
Hizmet tespiti uyuşmazlıklarında çoğu zaman tek başına “mükemmel delil” bulunmaz.
Asıl önemli olan farklı delillerin birbirini doğrulayıp doğrulamadığıdır.
Örneğin şu tablo düşünülmelidir:
Banka dekontları → Yapı sahibi parayı kime ödedi?
Yüklenicinin banka hareketleri → Bu paradan işçilik ödemesi kime yapıldı?
Davacının banka hareketleri → İddia edilen çalışma döneminde ücreti kimden aldı?
WhatsApp yazışmaları → İşin teknik yönetimini kim gerçekleştiriyordu?
Fotoğraf ve videolar → Sahada kimler, hangi dönemde bulunuyordu?
Sosyal medya paylaşımları → İnşaat işi kişinin mesleki faaliyeti miydi?
Tanıklar → Günlük emir ve talimatı kim veriyordu?
SGK kayıtları → Hangi bildirimler yapıldı?
Başka dava dosyalarındaki dilekçeler → Taraflar geçmişte ilişkiyi nasıl anlatmıştı?
İcra ve tüketici dosyaları → Ödemeler ve yüklenicilik ilişkisi nasıl nitelendirilmişti?
SGK denetim kayıtları → Kurumun saha ve çalışma organizasyonuna ilişkin tespitleri nelerdir?
Yargıtay'ın yaklaşımı da tek bir ödeme belgesi veya tek bir tanık anlatımı yerine ilişkinin gerçek yapısının bütün deliller üzerinden araştırılması yönündedir. (Kanun Yolu)
Özel bina inşaatlarında sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan tescil, bildirim ve ilişiksizlik işlemleri bulunabilir.
Ancak idari bir SGK kaydının varlığı ile belirli bir kişi arasında hizmet sözleşmesinin gerçekten kurulmuş olması aynı hukuki mesele değildir.
Hizmet tespitinin konusu, somut kişinin 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi anlamında hizmet sözleşmesiyle çalışıp çalışmadığıdır.
Bu nedenle SGK kaydı önemli bir delildir; ancak mahkemenin;
işe alma + ücret + zaman + bağımlılık + emir ve talimat + denetim + iş organizasyonu
unsurlarını araştırması gerekir.
Yargıtay'ın 2026 tarihli kararında dahi Kurum inceleme raporunun varlığıyla yetinilmemiş; hizmet akdindeki zaman ve bağımlılık ilişkisinin somut olarak araştırılması gerektiği belirtilmiştir. (Kanun Yolu)
Hayır.
“Usta” günlük dilde kullanılan bir kavramdır ve kişinin hukuki statüsünü tek başına belirlemez.
Bir usta;
bir işverenin emir ve talimatı altında ücret karşılığında çalışıyorsa işçi olabilir.
Buna karşılık;
belirli bir inşaat işini sonuç meydana getirmek üzere üstleniyor, kendi çalışma yöntemini belirliyor, ekibini kendisi kuruyor, çalışanları kendisi getiriyor, ekonomik ve teknik organizasyonu kendisi yürütüyor ve bunun karşılığında toplu bir bedel alıyorsa yüklenici niteliği gündeme gelebilir.
Dolayısıyla kişinin kartvizitinde veya WhatsApp'ta ne yazdığı değil, fiilî ilişkinin nasıl yürütüldüğü belirleyicidir.
Bir özel bina inşaatında hizmet tespiti talebiyle karşılaşıldığında sağlıklı bir inceleme için şu zincirin kurulması gerekir:
Yapı sahibi kim? → İnşaat işini kim üstlendi? → İşçileri kim buldu? → İşçileri kim işe aldı? → Ücretleri kim ödedi? → Çalışma saatlerini kim belirledi? → İş dağılımını kim yaptı? → Günlük talimatı kim verdi? → Teknik organizasyonu kim yürüttü? → Ekonomik risk kime aitti? → Davacı kimin organizasyonu içerisinde çalıştı?
Bu araştırma yapılmadan yalnızca;
“İnşaat onun eviydi, öyleyse işveren de odur.”
şeklindeki bir kabul, özel inşaatlarda mevcut olabilecek eser sözleşmesi ve yüklenicilik ilişkisini gözden kaçırabilir.
Tersi de doğrudur: Tarafların ilişkiye “eser sözleşmesi” demeleri, gerçekten hizmet ilişkisi mevcutsa işverenlik sonucunu ortadan kaldırmaz.
Hukuki nitelendirme, sözleşmenin başlığından değil, fiilî ilişkinin bütününden yapılmalıdır.
Özel bina inşaatlarından kaynaklanan hizmet tespiti uyuşmazlıklarında üç kavramın birbirinden ayrılması büyük önem taşır:
Yapı sahibi – yüklenici – işveren.
Bu sıfatlar bazı olaylarda aynı kişide birleşebilir; bazı olaylarda ise tamamen farklı kişilere ait olabilir.
Bu nedenle hizmet tespiti davasında temel mesele, yalnızca işçinin belirli bir inşaatta çalışıp çalışmadığı değildir. Çalışmanın;
kimin hesabına, kimin iş organizasyonu içerisinde, kimin emir ve talimatıyla, hangi ücret ilişkisiyle ve ne ölçüde bağımlı olarak gerçekleştirildiği
belirlenmelidir.
Yargıtay'ın güncel yaklaşımı da hizmet tespiti davalarında zaman ve bağımlılık unsurlarının tereddütsüz biçimde ortaya çıkarılmasını ve gerektiğinde mahkemece re'sen kapsamlı araştırma yapılmasını gerektirmektedir. (Kanun Yolu)
Bu araştırmada banka hareketleri, ödeme dekontları, WhatsApp mesajları, diğer elektronik yazışmalar, fotoğraf ve video kayıtları, sosyal medya paylaşımları, SGK kayıtları, tanıklar, yüklenicinin başka yargılamalardaki dilekçe ve beyanları, tüketici ve icra dosyaları ile diğer tüm objektif deliller birbirinden koparılmadan birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuçta mahkemenin cevaplaması gereken soru oldukça yalındır:
“Bu kişi inşaatta bulunmuş mudur?” değil; “Varsa çalışmasını kimin işçisi olarak ve kimin iş organizasyonu içerisinde gerçekleştirmiştir?”
İki soru arasındaki fark, hizmet tespiti davasının sonucunu değiştirebilecek kadar önemlidir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/10449 E., 2026/839 K., 04.02.2026: Hizmet tespitinin kamu düzenine ilişkin niteliği; re'sen araştırma; zaman ve bağımlılık unsurlarının tereddütsüz belirlenmesi; bordro ve komşu işyeri tanıklarının araştırılması. (Kanun Yolu)
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2022/4548 E., 2023/6005 K.: Eser sözleşmesi-hizmet sözleşmesi ayrımı; emek/süreç ile beceri/sonuç ayrımı; banka kayıtlarının ilişkinin bütünüyle değerlendirilmesi. (Son Karar)
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/9252 E., 2024/12338 K., 04.12.2024: Sözleşmenin gerçek niteliğinin, ekonomik risk ve para transferleri dahil olmak üzere fiilî ilişkinin bütününden hareketle araştırılması. (Kanun Yolu)
Not: Makaledeki değerlendirmeler genel hukuki bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her hizmet tespiti uyuşmazlığı kendi somut olay özellikleri ve delilleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.