Ceza yargılamasında en sık yapılan hatalardan biri; bir kişinin olay yerinde bulunmasını otomatik olarak “suça iştirak” şeklinde yorumlamaktır. Özellikle kalabalık olaylarda, toplu kavgalarda, aile veya arkadaş gruplarının bulunduğu vakalarda bu yaklaşım ciddi hak ihlallerine yol açabilmektedir.
Oysa ceza hukukunun temel ilkesi açıktır:
“Şüpheden sanık yararlanır.”
Ve daha da önemlisi;
Bir kişinin olay yerinde bulunması tek başına müşterek fail olduğu anlamına gelmez.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 2021/355 Esas, 2022/621 Karar sayılı ilamında bu hususu açık biçimde ortaya koymuştur.
Karara konu olayda seçim günü sandık alanında çıkan tartışma kısa sürede silahlı çatışmaya dönüşmüş; iki kişi hayatını kaybetmiş, bir kişi de yaralanmıştır. Yerel mahkeme, olay yerinde bulunan bazı sanıkları “müşterek fail” kabul ederek mahkûmiyet kararı vermiştir.
Ancak dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne geldiğinde çok kritik bir değerlendirme yapılmıştır.
Ceza Genel Kurulu özellikle şu noktaların altını çizmiştir:
Olay yerinde bulunmak tek başına iştirak için yeterli değildir.
Her sanığın suç üzerindeki katkısı ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.
“Akraba olmak”, “birlikte gelmek”, “orada bulunmak” gibi soyut değerlendirmeler mahkûmiyet için yeterli sayılamaz.
Fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulup kurulmadığı somut delillerle ispat edilmelidir.
Kararda dikkat çekici biçimde şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“Silahla ateş etmedikleri kabul edilen sanıkların… suçun işlenmesine fonksiyonel katkıda bulunan nitelikteki somut eylem ve davranışlarının neler olduğunun delilleri ile birlikte gösterilmesi gerekir.”
Yine Ceza Genel Kurulu;
“Olay yerinde bulunmanın” tek başına iştirak iradesi anlamına gelmeyeceğini,
özellikle vurgulamıştır.
Türk Ceza Kanunu’nda iştirak;
müşterek faillik,
azmettirme,
yardım etme
şeklinde düzenlenmiştir.
Ancak bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca olay mahallinde bulunması yetmez.
Savcılık ve mahkeme şu sorulara cevap vermelidir:
Suç işleme konusunda ortak irade var mıydı?
Kişi fiili yönlendirdi mi?
Suçun gerçekleşmesine etkili katkı sundu mu?
Fail üzerinde cesaretlendirici veya yönlendirici etkisi oldu mu?
Suç üzerinde “ortak hâkimiyet” kuruldu mu?
Eğer bu sorular somut delillerle cevaplanamıyorsa, yalnızca “orada bulunuyordu” gerekçesiyle mahkûmiyet kurulamaz.
Çünkü ceza hukuku, varsayımla değil; kesin ve inandırıcı delille çalışır.
Uygulamada özellikle toplu olaylarda şu mantık sık görülmektedir:
“Birlikte geldiler, akrabalar, o hâlde birlikte suç işlediler.”
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu yaklaşımın hukuka aykırı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Kararda;
olay yerinde bulunmanın,
tartışmanın içinde görünmenin,
faille akraba olmanın
tek başına iştirak için yeterli sayılamayacağı ifade edilmiştir.
Bu yaklaşım, masumiyet karinesinin doğal sonucudur.
Aksi hâlde bir kavga ortamında yalnızca “orada bulunan” herkesin suç faili kabul edilmesi gibi son derece tehlikeli bir sonuç doğar.
Kararda dikkat çeken bir diğer husus ise “manevi destek” tartışmasıdır.
Bazı durumlarda savcılık makamı;
“Faili engellemedi, yanında durdu, cesaret verdi”
şeklinde değerlendirmeler yapabilmektedir.
Ancak Ceza Genel Kurulu, bunun da soyut yorumlarla kurulamayacağını belirtmiştir.
Gerçekten bir yardım veya destek varsa bunun;
somut,
aktif,
suç sonucuna etkili
olması gerekir.
Yoksa yalnızca korku, panik, şaşkınlık veya olay yerinden ayrılamama gibi nedenlerle orada bulunan kişilerin cezalandırılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Kararın en önemli yönlerinden biri de “şüpheden sanık yararlanır” ilkesine yaptığı güçlü vurgudur.
Ceza Genel Kurulu;
teknik deliller,
HTS kayıtları,
kamera görüntüleri,
baz istasyonu analizleri,
balistik incelemeler
ile desteklenmeyen soyut anlatımların tek başına yeterli olmayacağını değerlendirmiştir.
Çünkü ceza mahkûmiyeti;
“yüksek ihtimalle suçlu” anlayışıyla değil,
“her türlü şüpheden uzak kesin delil” ile kurulabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu kararı, ceza yargılamasında son derece önemli bir sınır çizmiştir.
Suç yerinde bulunmak ≠ suça iştirak etmek.
Bir kişinin cezalandırılabilmesi için;
somut katkısı,
iştirak iradesi,
suç üzerindeki etkisi,
ortak hâkimiyeti
kesin delillerle ortaya konulmalıdır.
Aksi yaklaşım;
masumiyet karinesini,
adil yargılanma hakkını,
şüpheden sanık yararlanır ilkesini
ortadan kaldırır.
Ceza hukuku, kalabalığın gölgesiyle değil; delilin ışığıyla karar verir.